watermark logo

Peygamber Efendimiz S.A.V. Kabir azabı gören iki ölüye şefaati

5 Görüntülenme
ByThe
ByThe
25 Mar 2021

Umeyr bin Vehb’in oğlu Vehb Bedir’de müslümanlara esir düşmüştü. Umeyr, Kureyş müşriklerinin cin fikirlilerinden ve kahramanlarındandı. Mekke’de Peygamber Efendimiz’e ve ashâbına pek çok eziyetler etmişti. Bir gün Umeyr, Kâbe’nin Hicr kısmında Safvân bin Ümeyye ile oturup Bedir’de öldürülenler ve uğradıkları musîbetler üzerine konuşurken Safvân:

“–Vallâhi onlar bu hâle geldikten sonra hayatta kalmanın bir mânâsı yok!” dedi. Umeyr:

“–Vallâhi doğru söyledin! Eğer borcum ve benden sonra açlıktan ölmelerinden korktuğum çoluk çocuğum olmasaydı, muhakkak gider Muhammed’i öldürürdüm. Hem benim için onların kabûl edeceği bir bahâne de var; «Esir olan oğlum için geldim.» derim. Duyduğuma göre o çarşılara çıkıp dolaşırmış.” dedi. Umeyr’in bu sözleri Safvân’ı sevindirdi:

“–Borcun bana âittir. Senin adına ben öderim! Çoluk çocuğuna da kendi çoluk çocuğumla birlikte, sağ oldukları müddetçe bakar, geçimlerini en güzel şekilde sağlarım!” dedi. Bunun üzerine Umeyr, kılıcını iyice biledi ve zehirletti. Safvân da bineğini ve yolluğunu hazırlattı. Umeyr, Medîne’ye gelip mescidin kapısında durdu, devesini bağladı ve kılıcını kuşandı. Hazret-i Ömer -radıyallahu anh- onu görünce:

“–Bu Allâh’ın düşmanı Umeyr’dir! Vallâhi ancak şer için gelmiştir. Aramızı bozan, Bedir günü Kureyşliler için sayımızı tahmin eden o değil miydi?” dedikten sonra Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem-’in yanına girdi:

“–Yâ Rasûlâllah! Şu Allah düşmanı Umeyr, kılıcını kuşanmış gelmiş!” dedi. Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem-:

“–Onu benim yanıma gönder!” buyurdular. Hazret-i Ömer -radıyallahu anh- geri geldi. Umeyr’in boynundaki kılıcın kayışını sımsıkı tuttu. Ensâr’dan yanında bulunan kişilere de:

“–Peygamber Efendimiz’in yanına girip oturunuz ve kendisini bu habîsten koruyunuz! Çünkü o, güvenilir bir kimse değildir!” dedi. Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem-:

“–Ey Ömer, onu serbest bırak! Sen de ey Umeyr bana yaklaş!” buyurdular ve Umeyr’e niçin geldiğini sordular. O da:

“–Esir aldığınız oğlum için geldim. Onun hakkında ihsanda bulununuz!” dedi. Allah Rasûlü -sallâllahu aleyhi ve sellem-:

“–Öyle ise şu kılıcın boynunda işi ne?!” diye sordular. Umeyr:

“–Allah kılıçların belâsını versin! Onların bize ne faydası oldu ki?” dedi. Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- tekrar:

“–Bana doğru söyle, sen buraya niçin geldin?” diye sordular. Umeyr:

“–Ben, başka bir şey için değil, sadece elinizde esir olan oğlum için geldim.” dedi. Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem-:

“–Senin Hicr’de Safvân’a koştuğun şart ne idi?” diye sorunca, Umeyr korktu ve:

“–Ben ona ne şart koşmuşum ki?” dedi.

Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem-, onların konuşmalarını kelimesi kelimesine nakledip:

“–Allah, yapacağın işle senin arana girdi, sana mânî oldu!” buyurdular. Bunun üzerine Umeyr:

“–Ben şehâdet ederim ki, Sen muhakkak Allâh’ın Rasûlü’sün! Yâ Rasûlâllah! Biz semâdan gelen haber ve nâzil olan vahiy husûsunda Sen’i yalanlardık. Bu işten ben ve Safvân’dan başka kimsenin haberi yoktu. Vallâhi bu haberi Sana ancak Allah vermiştir! Beni İslâm’a hidâyet eden ve buraya getiren Allâh’a hamd olsun!” dedikten sonra şehâdet getirdi. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallâllahu aleyhi ve sellem-:

Daha fazla göster


0 Yorumlar Göre sırala

Hiçbir yorum bulunamadı